1994 - ANKARA

YANSIMA (OYUN)

KISILER:

Zeynep: 25 yasinda, 45 yasinda
Levent: 25 yasinda, 45 yasinda
Dükkan Sahibi: 65 yasinda
Gölge: Kadin, Zeynep'in boyunda ve agirliginda.


PERDE I

(Sahne karanliktir karanligin arasinda bir hareket göze çarpar, siyah pantomimci kiyafeti giymis genç bir kadin ayaga kalkar. Spotlar sadece onu aydinlatir. Bu Gölge'dir. Gölge Zeynep'in Iç Sesidir, düsündüklerini ama söyleyemediklerini söyler. Sadece bu sahne de Gölge'yi Zeynep'in kendisini oynayan oyuncu oynamaktadir. Daha sonra ki sahnelerde Zeynep'e benzeyen baska bir sanatçi Gölge'yi oynayacaktir. Burada önemli olan her ikisinin de saçlarinin ayni renk ve biçimde olmasidir.)

Gölge: (Durgun, coskulu olmayan bir sesle) Yasim 25. Iki yil oldu üniversiteyi bitireli… Yalniz yasiyorum, ögretmenim ve bir çocugum var. Evet bosandim, hem de çok yeni bosandim. Önceleri hem bebek hem ben çok zorlandik. Maasim yetmiyordu ikimize ama bir yildir özel ders veriyorum da durumu düzelttik biraz.

Simdi izleyecekleriniz kadinin öyküsüdür. Benim, annemin, hatta anneannemin, Üniversitede bana her zaman destek olan hocamin öyküsü... Kadinla daima iliski içinde oldugu için erkeginde öyküsü tabii…

"Yasananlar yasanacaklarin aynasidir." sözüne nasil da kizarim. Insanin umudunu acimasizca parçalar bu üç sözcük. "Umut" olmazsa neler olabilecegini kestirebiliyor musunuz? Kol, bacak, el olmazsa yasanir. Ama ya yitirdigin umudunsa?
Bunu biraz da kendime telkin ediyorum galiba. Umudumu yitirmemeye çalisirken.

Nasil da severim Samuel BECKETT'in "Godot'u Beklerken"'ini. Iki insan sürekli Godot'yu beklemektedirler. Godot var midir, yok mudur belli degildir. Ama onlar beklerler ve emindirler geleceginden. Iste Godot umuttur. Oyunun sonlarinda Godot daha henüz gelmemistir. Onlar hala beklemektedirler. Ve PERDE.

Godot geldiginde her seyi çözecek kuskusuz. Iste onu beklerken yasadiklarimi izleyin simdi.

(Sahne aydinlanir… Dükkan seklinde düzenlenmistir. Eski raflarda hemen her seysatilmaktadir. daginik oyuncaklar, fotograf makineleri, hafif egimli duran,seyircinin içini görebildigi kutularda kolyeler, yüzükler, gözlükler, kirtasiyemalzemeleri bulunmaktadir.

Içeride eski ahsap masada gözlüklü, 60 yaslarinda ve pipo içerek eski bir kitabidalgin dalgin okumakta olan dükkan sahibi oturmaktadir. Dükkan sahibinin üzerinde kareli yün gömlek, koyu renk pantolon, kemer yerine ise pantolon askilari vardir. Vitrin camindan Zeynep içeri bakmaktadir. Zeynep'in üzerinde spor bir mont, kisa yün etek, yün çoraplar ve asker botlari vardir. Etrafina bakinarak dükkana girer. Raflara bakmaya baslar.)

Zeynep: Merhabalar. Rahatsiz etmiyorum umarim. Aslinda niyetim herhangi bir sey almak degil. Raflariniz dikkatimi çekti. Söyle bir bakmak için içeri girdim.
Dükkan Sahibi: Elbette kizim. Gel… Gel. (Eliyle isaret eder.)
Arkadaki raflardan birinde eski kitaplar Zeynep'in dikkatini çeker. Oraya dogru giderken dükkan sahibine dogru bakar. Dükkan sahibi gözlüklerinin üzerinden söyle bir bakar, hafifçe gülümser ve eliyle "Hadi basla" der gibi bir isaret yapip okumaya devam eder.

Zeynep: (Biraz mahcup, açiklama gayretiyle) Oldum olasi çok severim böyle dükkanlari. Bir de eski kitapçilari... Neseli bir tonla) Bundan sonra benden kurtulamazsiniz artik. Biliyor musunuz eski kitaplari karistirirken zamanin nasil akip gittigini anlayamam. Böyle dükkanlarin kokularini da çok severim. Hafif rutubet, kagit ve toz kokar. Babaannemin sandigini hatirlatir bana, dedemin kitaplari ve babaannemin eski el isleriyle dolu olan o sandik da her açtigimizda böyle kokardi. En son açtigimizda sanirim 6 yasindaydim. (Hafif hüzünlü ekler) sonra babaannemi kaybettik ve sandigi bir daha hiç görmedim.

(Dükkan sahibi gülümseyerek basini sallar.)

Zeynep: Evet, iste su, "Benim Üniversitelerim" üniversitedeyken okumustum yurt odasinda, hatta elektrikler kesilmisti o gece de mum isiginda bitirmistim kitabi.

(Dükkan sahibi artik Zeynep'i dinlememektedir. Tekrar kitabina dalmistir.)

Zeynep: Bu da "Savas ve Baris" lisedeyken okumustum bir solukta. Su ne?Okumamisim. Kim yazmis. Hayret yazarin adi yok üzerinde. Kitabin adi: Yansima. Neyse bos ver. (Kitabi kenara dogru atar.) Suradaki Patrick Süskind'in Koku'su. Ne ilginçti. Iki defa okumus, kendi tenimin kokusunun rengini merak etmistim günlerce.

Zeynep: (Kendi kendine daha alçak bir tonla kizginca söylenir.) Hayir. Bakmayacagim ona tekrar. Beni ne rahatsiz etti bilmiyorum ama Yansima'yi okumayacagim. (Bu arada kitabi tekrar eline alir.) Eski bir kitap sanirim. Kaç yilinda yazildi acaba. Bir bakayim. Yil da yok. Tahmin etmeliydim. Hey… Hey!(Panik halinde bagirir) Ne oluyor! Bu kitap kendi kendine açiliyor, kipirdiyor! Dur! (Sahne kararir.)

* * *

PERDE II

(Sahne oturma odasi seklinde düzenlenmistir. Zeynep kitapçida durdugu yerde durmaktadir. Elinde kitap yerine telefonu tutmaktadir. Durusu ve yüz ifadesi aynidir. Fakat kiyafeti degisiktir. Daha yaslidir. 40-45 yaslarinda görünmektedir. Üzerinde sütlü kahve yasli kadinlarin tercih edecegi türden bir kazak ve uzun koyu kahverengi dar bir etek vardir. Saçlari topludur, ayaklarinda rahat ev terlikleri vardir. Bu sahnede zaman atlama olayi olabildigince vurgulanmistir. Zeynep'in daha yasli oldugu dikkat çekmelidir. Zeynep'in hemen arkasinda kendisiyle ayni sekilde duran Gölge göze çarpmaktadir. Zeynep'in duvardaki gölgesi gibi davranmaktadir.)

Zeynep: Neredeyim ben? Dükkan, dükkan sahibi, kitaplar nerede? Burasi neresi? (Zeynep donup kalir.)

Gölge: (Etrafina bakinarak) Burasi benim evime benziyor. Benim evim tabii.Peki esyalar neden bu kadar farkli gözüküyorlar? Koltuklar daha eski sanki. Nasil geldim ben buraya? Aaa, yemek odasi degismis. Bu benim mobilyacida görüp çok begendigim takim degil mi? Nasil, ne zaman aldik ki? Koridor ayni. Halilar, portmanto, yok canim hiç bir terslik yok. Ama telefon, telefon farkli. Aynadaki çatlak ne zaman oldu?

(Aynaya yaklasir. Zeynep'te ayni yerde durmaktadir. Bu sefer Zeynep çiglik atar.)

Zeynep: Bana bak! Bu yasli yüz, kaç yasindayim ben? 25 olmaliyim ama aynadan bana bakan bu yüz en az kirk yasinda. Ben miyim? Evet benim. Dokununca hissediyorum iste. Dur bir dakika. Kendine hakim ol. Evet, tekrar bak. Bu benim.Yok, yok çok kötü degil. Hafif çizgiler olusmus yüzümde ama derin degiller.Gözler ayni ama biraz daha yorgun bakiyorlar sanki. (Üstüne basina bakar) Giyim tarzim degismis. Bu kahve tonlarini hiç giymem ki ben. Hele bu tür dar etekler. Saçlarim koyu kumral. Ama ben sarisinim, daha dogrusu sarisindim. Allahtan gözlerim hala ayni. Dudaklarim.... Incelmis mi ne? Yüzüme gergin bir ifade gelmis. Hep tedirgin gibi sanki.

Gölge: Dur... Içeriden bir ses geliyor. Banyo kapisi açildi. Kim acaba? Bir ben daha gelmesin.

Levent: (Çok yüksek sesle ve kizgin) Zeynep! Havlu terliklerimi gördün mü? Her seferinde ayni sey. Sana kaç kere söyledim havlu terliklerimi kullaninca yerine koy diye. Bak gene islak ayaklarimla yere bastim. Duyuyor musun beni?

Zeynep: Söyleneni duymam ve bir seyler yapmam gerekiyor herhalde. Bu Levent' in sesi ve evde benden baska Zeynep oldugunu sanmiyorum. (Yüksek sesle) Bir dakika, geliyorum.

Levent: Sallanma hadi.

Zeynep: Nereye koymus olabilirim acaba? Hah, iste surada, kaloriferin altinda. (Havlu terlikleri eline alir ve sahnedeki kapilardan birinin önüne götürür) Getirdim iste!

(Levent banyodan çikar, 40 yaslarinda saçlari hafif kirlasmistir. Çok agresif görünmektedir.)

Zeynep saskin donakalir.

Gölge: Aman Tanrim! Bu Levent. Ne kadar farkli, saçlari kirlasmis. Ihtiyarlamis. (Sesi hayret doludur)

Levent: Niye öyle bakiyorsun?

Zeynep: Yok bir sey.

Levent: Kim bilir gene neye taktin. Kafan hiç sakin olmaz ki. Yillardir bir gün dinlenebildi mi o kafanin içi acaba? Ha! Sasarim dinlendiyse. Vesveseli, kuruntulu kadin.

Gölge: (Saskin) Niye hiç sakin olmasin benim kafam? Ben huzurlu ve neseliyimdir.
Zeynep: (Biraz kendini toparlamis gibidir) Yok canim. Abartiyorsun. Hadi çik.

Levent: Kahvalti hazir mi?

Zeynep: Bilmem...

Gölge: Eyvah! Belki hazirlamisimdir. Gidip bakayim. (Zeynep'le birlikte mutfaga dogru yürür)

Levent: Gene hazirlamadin degil mi? Artik seninle bir kahvalti bile yapamiyoruz. Yetti be. Bir Cumartesi sabahi sicak bir bardak çay bile yok bu evde. Disari çikacagimi bildigin için tavir aliyorsun. Geç bunlari geç. Disarida arkadaslarimla çok daha fazla huzur buluyorum. Evde kalip senin saçmaliklarini mi dinleyeyim? Ha, söyle!

Zeynep: Neler söylüyorsun sen Levent?

Levent: Hah simdi de masum numaralari. Yemezler yavrum! Kendi hayatimi biraz olsun yasamak istememe tavir almasaydin simdi böyle olmazdik.

Gölge: (Çok üzgün bir ifadeyle Levent' in etrafinda dönerek) Levent, ben hep öyle yapardim. Nasil bu hale geldik. biz? Ben sana güvenirim. Kendimden çok severim seni. Ne zaman dediklerini yapmaya basladim ben? Daha dogrusu, neden bunlari yapmaya basladim?

(Levent Gölge'yi hiç görmez, sinirle en yakinindaki koltuga oturur. Zeynep üzgün bakmaktadir.)

Gölge ve Zeynep ayni anda: Iste çayi demlemisim! Ben demlemisimdir herhalde.Peki, hangi ben gerçek "BEN"'im?

Zeynep: Iste ya çay.
Levent: Aman efendim. Hangi dagda kurt öldü bu sabah. Çayi demlemissiniz yanilmiyorsam Zeynep Hanim.

Gölge: Levent ne olmus sana?

Zeynep: (Zoraki bir tatlilikla) Bu sabah ters tarafindan kalktin herhalde.Hadi, giyinip de gel kahvaltiya, hadi tatlim.

Levent: Bu konusma tarzi yeni numaran mi? Geç Kizim geç. Sakin üzerime gelip beni öpmeye falan kalkisma simdi. Aman aglayayim da deme gözünü seveyim. (Zeynep kirgin gözükmektedir, Levent ellerini havaya kaldirarak ) Hah bir bu eksikti. (Kendi kendine) hadi agla simdi de… Geç kaldin basla hadi….

Gölge: Baslayacagim gerçekten. Az kaldi. Biraz sonra tepine tepine aglamaya baslayacagim. Yok, yok. Ben kabus görüyorum. Bu Levent degil.Sadece ona çok benzeyen biri, ya da onun vücudunu kullanan kötü ve sakaci bir ruh. Bilemiyorum ama kesinlikle Levent degil.

(Sahne kararir. Gölge sahnede yalniz kalir. Spotlar Gölge'yi aydinlatir. Ve Gölge Konusmaya baslar. Sesi çok hüzünlüdür)

Gölge: Aslinda eskiden de.....

(Sahnenin diger yaninda genç Zeynep ve Levent belirirler. Isik onlarin üzerinde yogunlasir. Gölge izlemektedir. Ögrencidirler. Levent oduncu gömlegi, kot pantolon ve bot giymistir. Zeynep'te ise babasinin kazagini giymis imaji verecek kadar bol bir kazak kisa etek, kalin çorap ve botlar vardir. Ellerinde kitaplari el ele durup kaçamak öpüsürler. Zeynep önce telasla etrafina bakinir sonra utanir. Yere oturup bagdas kurarlar)

Levent: Evlenelim Zeynep. Artik sensiz yasamaya dayanamiyorum. Benim olmalisin. Sabahlari seninle uyanmaliyim. Kaçamak sevismelerden biktim. Karim olmani istiyorum.

Zeynep: (Hüzünlü) Senin olmak mi? Keske bana "Seni Seviyorum" deseydin Levent. Sevdigim için… deseydin.

Levent: Aman sende… Sevmesem evlenmek ister miyim. Seviyorum elbet ama benim olmani da istiyorum dogrusu. Ikisi beraber iste. Ah kizlar… Su güzel kafaciklariniz neden genis düsünemez acaba?

Zeynep: Bunu yapma! Bunu bir daha yapmayacagina söz vermistin! Beyefendi vecize yumurtladi gene… Güzel kafaciklarimizmis… Peh… (Küskün arkasini döner)

Levent: (Levent gülümseyerek Zeynep'e sarilir) Aman da benim Küçügüm…. Aman da kizarmis da bana… Kizma Sekercigim, bak sen benim karim olacaksin, bana kahvaltilar hazirlayip yemekler yapacaksin. Çocugumu doguracaksin. Sevmesem seçer miydim seni hiç…

Zeynep: Yeter! Ukala, Pis Sömürücü, Diktatör, Bencil Sey. Sus artik! Karin da olmayacagim, kahvalti da hazirlamayacagim, yemek de yapmayacagim. (Yerinden firlar ve hizla sahneden çikar, Levent elleri ceplerinde yüzünde anlayisli bir gülümsemeyle islik çalarak arkasindan gider.)

Spotlar yeniden Gölge'yi aydinlatir. Gölge konusmaya devam eder. Sesi hala çok hüzünlüdür.

Gölge: Aslinda eskiden de… ama… Hangi "Eski"? Aslinda benimle diger boyuttayken de desem daha dogru olacak sanirim. Gördügünüz gibi o zamanlarda bu tür saldirganliklari vardi ama su andaki kadar degildi. Simdi hem saldirgan hem kötü olmus. Yok, yok, bir yanlislik var. Hiçbir zaman çok sevecen ve romantik olmadi ama KÖTÜ degildi. Numara yapiyor. Bu bir rol.

(Sahne tekrar aydinlanir, 45 yaslarindaki Zeynep masanin basindadir.)

Zeynep: Çaylari koyuyorum!

Levent: Geldim. Oglani görmeye gidecek misin bugün?

Gölge: (Gene spotlar onu aydinlatarak) Oglan? Oglumuzdan söz ediyor herhalde. Eee biz kirk-kirk bes yaslarindaysak, O' da 17 falan olmali. Nerede acaba? Nereye gidecek miyim? Biliyormus gibi yapmali. Hem O niye gitmiyor oglani görmeye de bana gidecek misin diyor? Eskiden de böyleydi.

Sahne tekrar kararir. Sahnenin diger yaninda genç Zeynep ve Levent belirirler.Isik onlarin üzerinde yogunlasir. Gölge izlemektedir. Zeynep'in kucaginda 5-6aylik bir bebek vardir. Zeynep panik halindedir. Bir ayagina baska digerine baska ayakkabi giyerek bir önce sokak kapisindan çikmaya çalisirken Levent'le tartismaktadirlar.

Zeynep: Çok hasta Levent. Atesi 41 derece. Acele etmeliyiz.

Levent: Derece yanlis olmasin Zeynep. O kadar atesi olamaz. Hem sakin ol bakalim. Biraz sonra kendiliginden düsmeyecegini nereden biliyorsun. Tamam doktora götürmeyelim demiyorum ama daha sabahin altisi nereden doktor bulacagiz bu saatte.

Zeynep: Acile götürüyoruz tabii. Saçmalama Levent hadi biraz acele et!

Levent: Yeter! Sakin ol dedim! Benim bugün sabah sekizde iste olmam gerekiyor. Arzu'ya söz verdim. Ona Tamer'lerin evini tutacaktik ya. Sekizde onu oraya götürmem lazim. Kizin baska zamani yok. Acile gidersek kesinlikle yetisemem.

Zeynep: Ne diyorsun sen Levent? Benim de okula gitmem gerekiyor. Herkesin bir yerlere gitmesi gerekiyor ama bebek hasta.
Levent: Sen bebegi acile götürsen diyorum. Ters bir durum olursa beni ararsin.

(Zeynep donar kalir)

Gölge: O günü asla unutamiyorum. Bebek hastalandiginda ben yalniz götürmüstüm doktora. Bebegin atesi o denli yüksekti ki, telastan bir ayagima baska, diger ayagima baska ayakkabi giymistim. Levent eski arkadasi Arzu'ya ev aramaya çikacaklarina söz vermis, onunla bulusmustu. Benim kirgin ve endiseli bakislarimdan kaçirmaya çalisarak gözlerini "Arzu'ya söz verdim ama sorun edeceksen gelirim seninle" demisti. Ben de "Bebek bu kadar atesliyken senin için rahat edebilecekse, hiç durma git." demistim. O zamanlar baslamis. Nasil da görmemisim?

(Yine masa, Zeynep ve Levent aydinlanir)

Zeynep: Bilmem ki oglana gitsem diyorum. Özledim.

Levent: Dünden beri mi? Abartiyorsun gene. Her zamanki gibi.
Zeynep: Canim, oglum degil mi, özlerim tabii. Sen de gelecek misin?

Levent: Yok. Benim Haldun'a sözüm var. Kagit oynayacagiz. Bekliyordur beni simdi. Belki ben de yarin giderim oglana.

Gölge: Bir sekilde oglanin evinin yerini ögrenmeli. Nasil yapsam acaba?

Zeynep: Ben taksiyle giderim bugün.

Levent: Öyle yapmak zorundasin zaten. Çünkü arabayi ben aliyorum.

Gölge: (Sevinçli) Arabamiz oldu ha sonunda. Aman ne iyi. Keske bir de bana ait bir araba olsaydi.

Levent: Benimle kavga ettikten sonra salak salak aglayarak giderken o kazayi yapmasaydin, simdi kendi arabana biner giderdin ama üzgünüm kendi hatan yüzünden araban tamirde ve isi daha uzun sürecege benziyor.

Gölge: Demek benim de bir arabam var. Salak salak kullandigim bir arabam. Durumumuz iyi galiba. "Durumumuz iyi" ne demek? Bizim bu durumumuza iyi denilebilir mi? Paramiz var galiba desem daha mi dogru olacak.

Zeynep: Oglan nerede?

Gölge: Sonunda yüreklenip sordum iste.

Levent: Zeynep? Iyi misin sen gerçekten? Su anda nerede olabilecegini mi soruyorsun yoksa? Ne bileyim nerededir ama bir yerlere gitmis oldugunu hiç sanmiyorum, tam okul zamani... Evindedir herhalde. Istersen bugün gitme. Yarin belki beraber gidebiliriz. Ben de ona bir ugramak istiyordum ne zamandir.

Zeynep: Olabilir... Tamam yarin beraber gideriz.

Gölge: Beni soru sormaktan kurtardin böylece Levent. Yarin seninle gidince ögrenirim evini de. Ama... Oglumuz kendi evinde ha? Kaç yasinda ki? En fazla 19 falan olmasi gerekir. Ama ayri evde yasiyor. Neden? Bize neler oldu acaba? Yalniz mi yasiyor? Belki de birileriyle kaliyordur. Sakin olmaliyim. Aklimin sinirlarinda dans ediyorum su anda ve tek yanlis harekette o sonsuz bilinçsizlige düsüveririm. Neler oldugunu tam kavrayamiyorum ama çok net bir gerçek var: YILLARIMI GERI ISTIYORUM !!!)

Levent: Zeynep, hadi ben çikiyorum.

Zeynep: (Bikkin) Peki, güle güle.

Levent: Geç kalirsam merak etme, telefon edemeyebilirim.

Zeynep: Sen bilirsin. Önemli degil.

Levent: Sen yeni bir numaralar çeviriyorsun ya. Dur bakalim.

Gölge: Neyse gitti... Ne olur bitsin bu kabus. Sevdigim adam tam bir canavara dönüsmüs. Ne kadar mutluyduk oysa. Mutlu muyduk? Bilmem. Bazen bu kadar abartili olmasa da benzer davranislar gösteriyordu sanirim. Haa, bir de birkaç yalanini fark etmistim. Korkmustum hatta neler oluyor diye. Ama hiç belli etmedim yalanlari fark ettigimi. Ama su andaki haliyle ilgisi yoktu canim. En iyi dostumdu o benim. Onu seviyordum. Telefon sesi mi geliyor? Ne zamandir çaliyor bu telefon?

Zeynep: Alo, buyurun.

Ses: Merhaba fistik, Haldun ben.

Zeynep: Merhaba Haldun.

Gölge: Levent' te sana gitmek üzere çikti desem mi? Ne zamandir arkadasiz bu Haldun' la acaba? Konusma tarzina bakilirsa oldukça samimiyiz. Neyse, en iyisi ben hiçbir sey söylemeyeyim.

Ses: Levent evde mi? Çagirir misin telefona, uyandiysa tabii tembel herif.

Zeynep: Sey, uyandi ama dusta simdi.

Ses: Çikinca arasin o zaman.

Zeynep: Bir notun varsa ben ileteyim.
Gölge: Haldun'muydu adi?

Ses: Yok sekerim. Is meselesi. Ben Ankara'dan ariyorum. Adamlar daha toplantiya gelmediler de, henüz toplanti baslamadan son degisiklikler hakkinda konusacaktim. Numarami biliyor. Hilton'dayim. Telefonunu bekliyorum. Muhtemelen birinci toplanti salonunda olacagim, orayi baglatsin. Ben santrale onun adini da veririm, hemen baglarlar. Is hallolursa aksam uçagiyla dönmeyi düsünüyorum.

Zeynep: Oldu Haldun. Iletirim. Hosçakal.

Gölge: Demek Haldun'la kagit oynayacaksiniz ha? Levent, bana yalan söylüyorsun. Neden, neden basladin bu yalanlara? Bunca askima ragmen. Anlayamam mi sandin seni? Oysa ben ne kadar farkli bakiyordum iliskimize, iletisimimize. Farkli oldugun için seni seçtim. Paylasmaliydik korkmadan. Ben olsam paylasirdim. Her ne olursa olsun. (Yan odaya bakarak) Iste yatak odamiz.Takimlar degismis. Güzel bir oda. Ferah, aydinlik. Suna bak hala asiyor kirli gömleklerini kapinin arkasina. (Hüzünlü bir gülümseme ile) Bazi seyler hiç degismiyor demek ki. Bos yere çabalamamali... (Dehsete kapilir) Zeynep! Kendine gel! Seni bunun için suçluyor zaten. Eski arkadaslarimiz ne alemde acaba? Hangileriyle dostlugumuz hala devam ediyor? Iste fihrist surada, telefonun yaninda. Birilerine telefon edeyim bakalim neler olacak? Sibel hala buralarda miki? "S" harfi, hah iste. Bu ne?

SENDE YANSIMANI GÖRÜRSEN BIRGÜN, HIÇ DURMA BIRSEYLERI DEGISTIRME SANSIN VARDEMEKTIR ! SON

* * *
Isiklar söner arkada sahne hizla degisir.

PERDE III

Dükkan Sahibi: Begendiniz mi kitabi?

(Zeynep basini yavasça kaldirir. Satici tuhaf bir sekilde gülümser. Zeynep kitabi yavasça rafa birakir. Hiç konusmadan dükkandan çikar.)

(Sahne kararir)

(Spotlar Gölge'yi aydinlatir. Bu kez Gölge ve Zeynep birlesmislerdir. Gölge yine oyunun basindaki gibi Zeynep'i oynayan oyuncudur. Gülümsemektedir. Kendine güvenen bir havasi vardir.)

Gölge: Dogru eve gittim. Aynanin üzerinde Levent'den bir not; "Safak'la Ortaköy'de tavla oynayacagiz. Geç kalabilirim." yaziyordu. Bakicinin saskin bakislarina aldirmayarak esyalarimi toplamaya basladim. Bir kaç saat sonra hemen hemen tüm esyalarimla Sibel'in evindeydim. Can dostum, oda arkadasim Sibel. Sibel sevinç çigliklari atiyor son konustugum emlakçida hemen tasinabilecegim harika daireler oldugunu söylüyordu. Ve henüz yirmibes yasindaydim.

PERDE

Berna TAMER


YANSIMA
Garip bir dükkandi. Hemen hersey satiliyordu. Oyuncaklar, kolyeler, yüzükler, fotograf makineleri, gözlükler, hatta kirtasiye malzemeleri bile vardi.
Vitrini tozlu, biraz kasvetli görünüyordu. Karistirmak için içeri girdim. Oldum olasi çok severim içinde çok çesitli sey olan dükkanlari. Bir de eski kitapçilari... Zaman akar gider içeride, kaybolurum. Her esya birsey hatirlatir bana. Böyle dükkanlarin kokularini da çok ama çok severim. Hafif rutubetli, kagit ve toz kokusunu.
Içerideki adam kitap okuyordu. Gözlüklerinin üzerinden söyle bir bakti bana. Tanidi beni. Anladi benim özel birsey almak için degil de, buranin çekimine kapilip gelenlerden oldugumu. Hafifçe gülümsedi, ya da ben öyle sandim. Eliyle "Hadi basla" der gibi bir isaret yapip okumaya devam etti. Garip bir minnet duydum sormadigi sorulara.
Bakmaya basladim. Nereden baslayacagimi kestirmek için. Büyük bir dükkandi ve taa arkalara kadar doluydu raflar. Ilerledim. O da ne! ESKI KITAPLAR. En arkadaki üç raf eski kitaplarla doluydu. Tabii ya, kokusunu almistim zaten. Yasasin!
 Evet, iste su, Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda, üniversitedeyken okumustum yurt odasinda, hatta elektrikler kesilmisti o gece de mum isiginda bitirmistim kitabi. Bu da Sylvia Plath'in Sirça Fanus'u. Filolojide okurken okumustum bir solukta.
 Su ne? Okumamisim. Kim yazmis. Hayret yazarin adi yok üzerinde. Kitabin adi: Yansima. Neyse bosver.
 Suradaki Patrick Süskind'in Koku'su. Ne ilginçti. Iki defa okumus, kendi tenimin kokusunun rengini merak etmistim günlerce.
Hayir. Bakmayacagim ona tekrar. Beni ne rahatsiz etti bilmiyorum ama Yansima'yi okumayacagim. Eski bir kitap sanirim. Kaç yilinda yazildi acaba. Bir bakayim. Yil da yok. Tahmin etmeliydim.
Ilk sayfa... Kendi mi açildi?
 * * *
 Neredeyim ben? Dükkan, dükkan sahibi, oyuncaklar nerede? Burasi neresi?
 Aman Tanrim! Burasi benim evime benziyor. Benim evim tabii. Peki esyalar neden bu kadar farkli gözüküyorlar? Koltuklar daha eski sanki. Nasil geldim ben buraya? Aaa, yemek odasi degismis. Bu benim mobilyacida görüp çok begendigim takim degil mi? Nasil, ne zaman aldik ki? Koridor ayni. Halilar, portmanto, yok canim hiç bir terslik yok. Ama telefon, telefon farkli. Aynadaki çatlak ne zaman oldu?
 AMAN TANRIM! Bana bak! Bu yasli yüz, kaç yasindayim ben? 28 olmaliyim ama aynadan bana bakan bu yüz en az kirk yasinda. Ben miyim? Evet benim. Dokununca hissediyorum iste.
 Dur bir dakika. Kendine hakim ol. Evet, tekrar bak. Bu benim. Yok, yok çok kötü degil. Hafif çizgiler olusmus yüzümde ama derin degiller. Gözler ayni ama biraz daha yorgun bakiyorlar sanki. Giyim tarzim degismis. Bu kahve tonlarini hiç giymem ki ben. Hele bu tür dar etekler. Saçlarim koyu kumral. Ama ben sarisinim, daha dogrusu sarisindim. Allahtan gözlerim hala yesil. Dudaklarim.... Incelmis mi ne? Yüzüme gergin bir ifade gelmis. Hep tedirgin gibi sanki.
 Dur... Içeriden bir ses geliyor. Banyo kapisi açildi. Kim acaba? Bir ben daha gelmesin.
 - Peliiin! Havlu terliklerimi gördün mü? Her seferinde ayni sey. Sana kaç kere söyledim havlu terliklerimi kullaninca yerine koy diye. Bak gene yere bastim. Duyuyormusun beni?
 Söyleneni duymam ve birseyler yapmam gerekiyor herhalde. Bu Gökhan'in sesi ve evde benden baska Pelin oldugunu sanmiyorum.
 - Bir dakika, geliyorum.
 - Sallanma hadi.
 Nereye koymus olabilirim acaba? Hah, iste surada, kaloriferin altinda.
 - Getirdim iste.
 Aman Tanrim! Bu Gökhan. Bornozu farkli, saçlari hafif kirlasmis. Ama o kadar da farkli degil canim. Niye evde? Bugün günlerden ne acaba?
 - Niye öyle bakiyorsun?
 - Yok birsey.
 - Kimbilir gene neye taktin. Kafan hiç sakin olmaz ki.
 Niye hiç sakin olmasin benim kafam? Ben huzurlu ve neseliyimdir.
 - Yok canim. Abartiyorsun. Hadi çik.
 - Kahvalti hazir mi?
 - Bilmem...
 Eyvah! Belki hazirlamisimdir. Gidip bakayim.
 - Gene hazirlamadin degil mi? Artik seninle bir kahvalti bile yapamiyoruz. Yetti be. Bir Cumartesi sabahi sicak bir bardak çay bile yok bu evde. Disari çikacagimi bildigin için tavir aliyorsun. Geç bunlari geç. Seninle kalsam ne olacak? Bari beni bana birak. Disarida arkadaslarimla çok daha fazla huzur buluyorum. Evde kalip senin saçmaliklarini mi dinleyeyim? Ya da saplantilarini? Ha, söyle!
 - Neler söylüyorsun sen Gökhan?
 - Hah simdi de masum numaralari. Yemezler yavrum! Kendi hayatimi biraz olsun yasamak istememe tavir almasaydin simdi böyle olmazdik. Beni bogdun. Oysa sen tatli, güleryüzlü ve sevecen olsaydin. Sorular sormasaydin, karsi tavir almasaydin benim de tavrim baska olurdu. Ama artik çok geç.
 Gökhan, ben hep öyle yapardim. Nasil bu hale geldik. biz? Ben sana güvenirim. Kendimden çok severim seni.Ne zaman dediklerini yapmaya basladim ben? Daha dogrusu, neden bunlari yapmaya basladim?
 Burasi mutfak. Iste çayi demlemisim. Ben demlemisimdir herhalde. Peki, hangi ben gerçek "BEN"'im?
 - Iste ya çay.
 - Aman efendim. Hangi dagda kurt öldü bu sabah. Çayi demlemissiniz yanilmiyorsam Pelin Hanim.
 Gökhan ne olmus sana?
 - Bu sabah ters tarafindan kalktin herhalde. Hadi, giyinde gel kahvaltiya, hadi tatlim.
 - Bu konusma tarzi yeni numaran mi? Artik hersey için çok geç. Birazdan da gözyaslari baslar.
 Baslayacak gerçekten. Az kaldi. Biraz sonra tepine tepine aglamaya baslayacagim. Yok, yok. Ben kabus görüyorum. Bu Gökhan degil. Sadece ona çok benzeyen biri, ya da onun vücudunu kullanan kötü ve sakaci bir ruh. Bilemiyorum ama kesinlikle Gökhan degil.
Aslinda eskiden de..... Hangi "Eski"? Aslinda benimle diger boyuttayken de bu tür saldirganliklari hafif hafif vardi ama bu kadari? Yok, yok, bir yanlislik var. Hiçbir zaman çok sevecen ve romantik olmadi ama KÖTÜ degildi. Numara yapiyor. Bu bir rol.
- Çaylari koyuyorum!
 - Geldim. Oglani görmeye gidecekmisin bugün?
 Oglan? Oglumuzdan söz ediyor herhalde. Eee biz kirk-kirkbes yaslarindaysak, O'da 14-15 olmali. Nerede acaba? Nereye gidecekmiyim? Biliyormus gibi yapmali. Hem O niye gitmiyor oglani görmeye? Eskiden de böyleydi. Bebek hastalandiginda ben yalniz götürürdüm doktora. Hatta birgün bebegin atesi o denli yüksekti ki, telastan bir ayagima baska, diger ayagima baska ayakkabi giymemismiydim. Peki, Gökhan neredeydi o gün sahi? Tamam, animsadim. Eski arkadasi Nesli'ye ev aramaya çikacaklarina söz vermis, onunla bulusmustu. Benim kirgin ve endiseli bakislarimdan kaçirmaya çalisarak gözlerini "Nesli'ye söz verdim ama sorun edeceksen gelirim seninle" demisti. Ben de "Bebek bu kadar atesliyken senin için rahat edebilecekse, hiç durma git. Bu durumda gitmeyi gerçekten düsünebiliyorsan, zaten kalmanin hiç bir anlami yok." demistim. O zamanlar baslamis. Nasil da görmemisim?
 - Bilmem ki, gitsem diyorum. Özledim.
 - Dünden beri mi? Abartiyorsun gene. Herzamanki gibi.
 - Canim, oglum degil mi, özlerim tabii. Sen de gelecekmisin?
 - Yok. Benim Haldun'a sözüm var. Kagit oynayacagiz. Bekliyordur beni simdi. Belki ben de yarin giderim oglana.
 Bir sekilde oglanin evinin yerini ögrenmeli. Nasil yapsam acaba?
 - Ben taksiyle giderim bugün.
 - Öyle yapmak zorundasin zaten. Çünkü arabayi ben aliyorum.
 Arabamiz oldu ha sonunda. Aman ne iyi. Keske bir de bana ait bir araba olsaydi.
 - Benimle kavga ettikten sonra salak salak aglayarak giderken o kazayi yapmasaydin, simdi kendi arabana biner giderdin ama üzgünüm kendi hatan yüzünden araban tamirde ve isi daha uzun sürecege benziyor.
Demek benim de bir arabam var. Salak salak kullandigim bir arabam. Durumumuz iyi galiba. "Durumumuz iyi" ne demek? Bizim bu durumumuza iyi denilebilir mi? Paramiz var galiba desem daha mi dogru olacak.
- Oglan nerede?
Sonunda yüreklenip sordum iste.
- Pelin? Iyimisin sen gerçekten? Su anda nerede olabilecegini mi soruyorsun yoksa? Ne bileyim nerededir ama bir yerlere gitmis oldugunu hiç sanmiyorum, tam okul zamani... Evindedir herhalde. Istersen bugün gitme. Yarin belki beraber gidebiliriz. Ben de ona bir ugramak istiyordum ne zamandir.
- Olabilir... Tamam yarin beraber gideriz.
Beni soru sormaktan kurtardin böylece Gökhan. Yarin seninle gidince ögrenirim evini de. Ama... Oglumuz kendi evinde ha? Kaç yasinda ki? En fazla 17 falan olmasi gerekir. Ama ayri evde yasiyor. Neden? Bize neler oldu acaba? Yalniz mi yasiyor? Belki de birileriyle kaliyordur.
Sakin olmaliyim. Aklimin sinirlarinda dansediyorum su anda ve tek yanlis harekette o sonsuz bilinçsizlige düsüveririm. Neler oldugunu tam kavrayamiyorum ama çok net bir gerçek var: YILLARIMI GERI ISTIYORUM !!!)
- Pelin, hadi ben çikiyorum.
- Peki, güle güle.
- Geç kalirsam merak etme, telefon edemeyebilirim.
- Sen bilirsin. Önemli degil.
- Sen yeni bir numaralar çeviriyorsun ya. Dur bakalim.
Neyse gitti... Ne olur bitsin bu kabus. Sevdigim adam tam bir canavara dönüsmüs. Ne kadar mutluyduk oysa. Mutlumuyduk? Bilmem. Bazen bu kadar abartili olmasa da benzer davranislar gösteriyordu sanirim. Haa, bir de birkaç yalanini farketmistim. Korkmustum hatta neler oluyor diye. Ama hiç belli etmedim yalanlari farkettigimi. Ama su andaki haliyle ilgisi yoktu canim. En iyi dostumdu o benim. Onu seviyordum.
Ne zamandir çaliyor bu telefon?
- Alo, buyrun.
- Merhaba fistik, Haldun ben.
- Merhaba Haldun.
Gökhan'da sana gitmek üzere çikti desem mi? Ne zamandir arkadasiz bu Haldun'la acaba? Konusma tarzina bakilirsa oldukça samimiyiz. Neyse, en iyisi ben hiçbirsey söylemeyeyim.
- Gökhan evde mi? Çagirirmisin telefona, uyandiysa tabii tembel herif.
- Sey, uyandi ama dusta simdi.
- Çikinca arasin o zaman.
- Bir notun varsa ben ileteyim. (Haldun'muydu adi?)
- Yok sekerim. Is meselesi. Ben Ankara'dan ariyorum. Adamlar daha toplantiya gelmediler de, henüz toplanti baslamadan son degisiklikler hakkinda konusacaktim. Numarami biliyor. Hilton'dayim. Telefonunu bekliyorum. Muhtemelen birinci toplanti salonunda olacagim, orayi baglatsin. Ben santrale onun adini da veririm, hemen baglarlar. Is hallolursa aksam uçagiyla dönmeyi düsünüyorum.
- Oldu Haldun. Iletirim. Hosçakal.
Demek Haldun'la kagit oynayacaksiniz ha? Eh, Gökhan, simdi de bir sürü erkek arkadasinla çiktiginizi söyleyip duruyorsun bana. Neden, neden basladin bu yalanlara? Bunca askima ragmen. Anlayamam mi sandin seni? Oysa ben ne kadar farkli bakiyordum iliskimize, iletisimimize. Farkli oldugun için seni seçtim. Paylasmaliydik korkmadan. Ben olsam paylasirdim. Her ne olursa olsun.
Iste yatak odamiz. Takimlar degismis. Güzel bir oda. Ferah, aydinlik. Suna bak hala asiyor kirli gömleklerini kapinin arkasina. Bazi seyler hiç degismiyor demek ki. Bos yere çabalamamali...
Pelin! Kendine gel! Suçlandigin karaktere benzemeye basliyorsun. Ama bu kosullarda baska türlü olmasi beklenemezdi zaten.
Eski arkadaslarimiz ne alemde acaba? Hangileriyle dostlugumuz hala devam ediyor? Iste fihrist surada, telefonun yaninda. Birilerine telefon edeyim bakalim neler olacak? Sibel hala buralarda mi ki? "S" harfi, hah iste. Bu ne?
SENDE YANSIMANI GÖRÜRSEN BIRGÜN, HIÇ DURMA BIRSEYLERI DEGISTIRME SANSIN VAR DEMEKTIR...
 -SON-
* * *
- Begendiniz mi kitabi?
Basimi yavasça kaldirdim. Saticiydi soruyu soran, gene gülümser gibi.
Kitabi yavasça rafa biraktim. Hiç konusmadan çiktim dükkandan. Dogru eve gittim. Aynanin üzerinde Gökhan'dan bir not; "Safak'la Ortaköy'de tavla oynayacagiz. Geç kalabilirim."
Bakicinin saskin bakislarina aldirmayarak esyalarimi toplamaya basladim. Yeni adresimi daha sonra bildirecegimi söyleyerek gözleri simdiden dolmaya baslayan kadini evine gönderdim. Bir kaç saat sonra hemen hemen tüm esyalarimla Sibel'in evindeydim.
Sibel sevinç çigliklari atiyordu "Son konustugum emlakçida hemen tasinabilecegin harika daireler var, hem de kaça biliyormusun?"
Berna Tamer
berna@turk.eu.org

© by DuyguNehri